Basında Merkezimiz
  Ağrı Hastalık Alarmı-1
Tarih: 23 Şubat 2004 | Yayınlanma: Akşam Gazetesi

Başlı başına bir hastalık olan ağrı, kanser gibi birçok ciddi hastalığın da habercisi. Komşuya danışıp ilaç içenler ise tehlikeli sonuçlara yol açıyor. Türkiye'de kişi başına gelişigüzel ağrı kesici tüketimi yılda iki kutu.


Ağrı,hem bir hastalığın habercisi hem de bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Ağrı bilimi 'algoloji' hastalık olarak ağrının 140 çeşidi olduğunu belirtiyor. Günümüzde birçok kişi strese bağlı ağrı çektiğinden yakınıp şikayetleri çoğu zaman önemsemiyor. Ancak uzmanlar ağrının kanser, bel fıtığı gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini dikkat çekiyor. Vücut, hayatı tehdit eden hastalıkları göstermek için ağrıyla sinyal verirken ülkemizde ağrı hastalar tarafından ciddiye alınmıyor.


Ciddiye Alın
Türk Eczacılar Birliği ve Türk Ağrı Derneği'nin 2001'de yaptığı araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de her 100 kişiden 63'ü ağrı çektiğini söylüyor. Ağrıyı ortadan kaldırmak için gelişigüzel ilaç içenlerin tutumu ise ülkemizdeki çok önemli bir sağlık sorununu gösteriyor. Ağrı çekenlerin sadece yüzde 3.9'u sağlık kuruluşuna başvuruyor. Yüzde 52.5'i dinlenmeyi tercih ediyor. İlaçla ağrısını dindirmek isteyenler ise gelişigüzel ilaç kullandığı için ağrı direnç kazanıp kronik bir hal alıyor.
Ağrıya karşı yeni tedavi yöntemleri bulmak ve ağrının gizemini çözmek için tüm dünyada araştırmalar yapılıyor. Araştırmalar sonucunda ağrıyla ilgili ilginç sonuçlar elde ediliyor. Son yıllara kadar yeni doğan bebeklerin ağrıyı hissetmediği savunulurken artık anne karnında iki aylıkken ağrının algılandığı biliniyor.


Hastaya İnanın
İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrının hem bir hastalık hem de bir alarm sistemi olduğuna dikkat çekiyor:

"Ağrı, hastanın hekime gitmesini sağlayan en önemli uyarandır. Çoğu kez hastalar, tansiyonun, şeker düzeyinin yükseldiğini, hatta nabızlarının hızlandığını bile fark etmeyebilirler. Ama ağrı, onları çok daha uyarır ve bir bozukluğu ifade eder. Ağrıyı iki grupta inceliyoruz birincisi başka bir hastalığın belirtisi olarak , ikincisi 3-6 ay süren hastalık haline gelen ağrılar." Erdine , birçok ağrının nedeninin bir anda belirlenemediğini hatırlatarak hastalara bu ağıların psikolojik kökenli olduğunu söylemenin yanlış olduğuna dikkat çekiyor; "Migrende ya da nevralji adını verdiğimiz çok şiddetli, dayanılması mümkün olmayan ağrılarda bilgisayarlı tanı yöntemleri ya da başka yöntemlerle bozukluk saptanamayabilir. Özellikle uzun süren bu tip ağrılarda, hastaya hemen ağrının psikolojik kökenli olduğunu söylemekten daha yanlış bir şey yoktur."


Hafızaya Kazınıyor
Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrını beyin tarafından hafızaya alındığına dikkat çekiyor. Bacağı kesilen hasta bacağının ağrıdığında bile şikayet edebiliyor. Erdine, bu tip hastalarda ağrının hafızadan silinmesi gerektiğini belirtiyor; "Tansiyon hastalığında olduğu gibi düzenli tedaviye devam ediyoruz. 6 ay içinde ağrı hafızadan siliniyor."


Ne Zaman Doktora Gitmeli?
Dünya Sağlık Örgütü'nden (WHO) sonra dünyadaki en büyük tıp teşkilatı olarak kabul edilen Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilatı, ağrıyı şöyle tanımlıyor; "Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan ve hoş olmayan özel bir duyudur." Ancak ağrının salgılanması kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Serdar Erdine, doktora gitmeyi gerektiren durumları şöyle sıralıyor:

"Bir ağrı çok şiddetliyse - İnatçı hale geldiyse (Bir ayı geçen ağrılar)" Ani başlayan karın ve göğüs ağrılarında hemen doktora gitmeli


Türkler Acıya Dayanıksız
Ağrının algılanmasında kültürel faktörlerin etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Serdar Erdine, İskandinav ülkelerinde ağrı eşiğinin yüksek, Akdeniz ülkelerinde ise düşük olduğunu söylüyor. Erdine, sözlerine şöyle sürdürüyor; "Türk halkı ağrıyı abartarak algılıyor. İskandinav ülkelerinde girişimsel tedavi yöntemleri lokal anestezi altında yapılıyor. Türkiye'de ise hastayı neredeyse tamamen bayıltmak zorunda kalıyoruz. Ağrı eşiğinin belirlenmesinde kültürel özellikler, yaşam biçimi, çevre, eğitim, cinsiyet, dil, din ve birçok diğer inançlar da etkili. Bu özellikle, ülkeden ülkeye, kişiden kişiye, cinsiyetten cinsiyete göre farklılık gösterebilir. Çünkü sonuçta ağrı, beyinde algılanan ve beyinde çözümlenen bir olaydır."


Bilimsel Cetvelle Kolay Teşhis
Doğru tedavinin uygulanabilmesi için ağrı kaynağının bulunması ve şiddetinin hesaplanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Serdar Erdine, neler yapılması gerektiğini şöyle anlatıyor; "Muayenede hasta 30 dakika sorgulanmalı. Çünkü hastaların anlattıkları büyük önem taşıyor." Tanının konmasında MR ve tomografi gibi tanı yöntemlerinden yararlanılabiliyor. "Ağrı sınıflandırılmalı, hangi sinir sisteminden geldiği tespit edilmeli." Ağrının kaynağını bulmadan ağrıyı kesmek doğru değil. "Yöresel olarak ağrı tanımlamalarında farklılık gösterdiği bilinmeli. Kimi hasta ağrıyı "sancıyor" diyerek anlatıyor." Bilimsel olarak ağrıyı değerlendirmek için son derece basit ama güvenilir bir yöntem var. Bu 10 cm.lik dik bir çizgidir. Ağrı kişiden kişiye farklılık gösterdiği için önemli olan hastanın çektiği ağrının kalitesini hesaplamaktır. Daha önce geçirdiği diş, doğum, böbrek taşı gibi çok şiddetli bir ağrıyı örnek almasını istiyoruz. Buna göre en şiddetli hissettiği ağrıyı 10 kabul ederek ağrısını numaralandırılmasını istiyoruz.